Alis Harikalar Diyarında

Alis Harikalar Diyarında

Alice Harikalar Diyarında 1865 yılında yayımlanmış. Lewis Carroll’ın romanı, aradan geçen yaklaşık yüz elli yıla rağmen hâlâ “çocuk edebiyatı” denince akla gelen ilk birkaç kitaptan biri. Yazıldığı günden bugüne dek dünya o kadar çok değişti ki, Carroll’ın alaya aldığı, vaktiyle popüler olmuş şiir ve şarkıları, Kraliçe Victoria Dönemi’ne ve Oxford’a has kültürel atıfları, kelime oyunlarını anlamak, kitabın İngilizcesini okuyanlar için bile pek kolay değil aslında. Bir de İngilizceden Türkçeye yapılan çevirilerde gözden kaçanları hesaba katarsak bizim, yazarın niyet ettiği metinden ne kadar uzağa düştüğümüzü varın siz düşünün.


Martin Gardner’ın yayına hazırladığı The Annotated Alice’i okuyunca hem Carroll’ı daha iyi tanımış hem de daha önce neler kaçırdığımı bir güzel öğrenmiş oldum. Kitap, sevilen klasiği dipnotlarla, yazıldığı döneme ilişkin anekdotlarla zenginleştirip günümüz okurunun gözden kaçırdığı ayrıntıları gün yüzüne çıkarıyor. Birkaç örnek vereyim... Beyaz Tavşan kitabın dördüncü bölümünde Alice’e “Mary Ann” diye sesleniyor. Aynanın İçinden’in altıncı bölümünde de Rafadan Kafadan ona tokalaşmak için elini değil yalnızca iki parmağını uzatıyor. Bunlar bize, nedensiz tuhaflıklar gibi görünüyor. Oysa Gardner’ın açıklamalarına kulak kabartacak olursak yazarın niyetini daha iyi anlıyoruz. Gardner, zamanında “Mary Ann” isminin, bizdeki “Kakılmış” gibi, hizmetçi kızların üzerine yapışıp kalmış bir isim olduğunu söylüyor. Bunun gibi, yalnızca iki parmakla tokalaşmanın da o dönemde üst tabakanın, alt tabakadan insanlarla tokalaşırken yaptıkları bir jest olduğunu anlıyoruz. Buradan, Tavşan’ın ya da Rafadan Kafadan’ın Alice’i küçümsediği, hor gördüğü sonucuna ulaşabiliyoruz. Böylece hikâyedeki diğer kişilerin Alice’le ilişkileri hakkında daha fazla fikir sahibi oluyoruz. Bunun gibi daha onlarca örnek olduğunu söylememe, bilmiyorum gerek var mı?

Gardner’ın yıllara yayılan ayrıntılı çalışmasının yaklaşık 300 sayfa olması bile neler kaçırdığımız hakkında bir fikir veriyor. Bu kadar çok ayrıntıyı, ince espriyi, göndermeyi anlamadan yine de Alice Harikalar Diyarında’dan keyif almak mümkün mü? Bu noktada eseri dilimize kazandıran çevirmen devreye giriyor. Çevirmekte olduğu kitabı ne kadar iyi anladığı, yazarın niyetini dilimize ne kadar iyi aktarabildiği, gereken yerlerde okuru layıkıyla bilgilendirmeyi başarıp başaramadığı... Bunlar, kuşkusuz her çeviride göz önünde bulundurulması gereken ölçütler. Fakat söz konusu olan bu kadar yıllanmış ve zengin bir çalışma olunca çevirinin hakkını verecek çevirmen bulmak da zorlaşıyor.

Alice Harikalar Diyarında’nn Türkçede 30’dan fazla değişik baskısı var. Bunların önemli br kısmının özensiz çeviriler olduğunu kestirmek deneyimli okur için hiç de zor olmasa gerek. Öte yandan, eserin hakkını veren çevirileri saptamak o kadar da kolay olmayabilir. Bunun en önemli nedeni, kitapçılar kitabın yalnızca bir ya da iki değişik baskısını bulundurduklarından, karşılaştırma olanaklarının sınırlı olması. Kapsamlı bir karşılaştırma yapma olanağı bulamadığım halde şu iki çevirinin özenle hazırlandığını tahmin edebiliyorum: 1) Alis Harikalar Diyarında, İmge Kitabevi Yayınları, Çev.: Nihal Yeğinobalı, 2007, Ankara; 2) Alice Harikalar Ülkesinde, Can Çocuk Yayınları, Çev.: Tomris Uyar, 2011, İstanbul.

Çeviri üzerine konuşmaktan kitap hakkında söz söylemeye fırsat olmadı. Fakat iki nedenden ötürü bunu anlayışla karşılayacağınızı umuyorum. Birincisi Alice’in artık herkes tarafından çok iyi bilinen, niteliği tartışma götürmeyecek bir kitap olması. İkinci nedense Gardner’ın ayrıntılı açıklamalarını okuduktan sonra kitap hakkında ne söyleyeceğimi şaşırmış olmam. Keşke çocuk edebiyatına gönül vermiş bir yayınevi Annotated Alice’i Türkçeye çevirse de harikalar diyarını yeniden keşfetsek.

Bitirmeden önce küçük bir ipucu vereyim: kitabın 1865’teki ilk baskısı için John Tenniel tarafından hazırlanan resimlerin bunca zamandır hiç değiştirilmemiş olması nedensiz değildir. Yakından bakıldığında bu resimler hikâyeyle o kadar uyumlu, o kadar iç içedir ki, onları kitaptan ayırmak mümkün değildir artık. Siz de onlara yeni bir gözle bakmak isteyebilirsiniz.

Biraz fazlaca uzamış bu yazıyı kitabın en sevdiğim diyaloglarından biriyle bitirmek istiyorum. Chershire Kedisiyle Alice’in konuşmasını hatırlayanlar olacaktır:

“Şimdilik iyi gidiyor,” diye düşündü Alice ve devam etti:

“Lütfen bana buradan ne tarafa gitmem gerektiğini söyler misiniz?”

“Bu büyük ölçüde nereye varmak istediğine bağlı.” dedi kedi.

“Nereye vardığım o kadar da önemli değil-” dedi Alice.

“O zaman ne tarafa gittiğinin bir önemi yok,” dedi kedi.

“-yeter ki bir yere varayım.” diye açıklamada bulundu Alice.

“Hah! Ondan hiç şüphen olmasın,” dedi kedi, “yeterince yürürsen mutlaka bir yere varırsın.”

© 2011 Kitap Teknesi.